Konuyu birden çok boyutu ile ele alırsak sonuçta;
Tapusu iptal olan iyi niyetli malik ya da hak sahibi, Devlete duyduğu güven içinde iktisap ettiğini mevzuatımız gereği kabul etmek gerekir. Ancak orman alanlarının korunması konusundaki Anayasamızın 169 uncu maddesi, bu konuda yerleşik Yargı kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde Ülkemizin yakın bir gelecekte çok büyük miktarlarda tazminat ödemeye mahkum olacağı hususunda kahin olmaya gerek yoktur.
5 – Konuyu sadece tazminat ya da para olarak düşünmek de eksik bir yaklaşım olur, çünkü tazminata mahkum olan ülkenin konuyu parasal boyutttan çok uluslararası alandaki itibar olarak ta ele alması gerekmektedir. Diğer taraftan kısmen yada tamamen kesinleşmiş orman alanında kalan bir arazi üzerinde bazen fabrika, iş merkezi, otel, site gibi büyük yatırım olduğu görülmektedir. Yürürlükte olan mevzuat kapsamında bu yerlerle ilgili verilen yargı kararlarının gereğinin yapılması konusunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. Zira kurumlar ve kişiler şahsi kanaatleri ve duyguları ile değil yürürlükte bulunan Kanunlar kapsamında hukuk devletinin öncelikli bir gereği olarak yargı kararlarını infaz edecekleri konusunda tartışma yoktur. Bu yazı içeriğinin de yargı kararları ya da uygulanması ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Ancak konuyu farklı boyutları ile ele alarak değerlendirmenin faydalı olacağını düşünülmektedir.
Baştan belirtelim ki konu ile ilgili olarak çözüm önerisinin uygulamaya geçebilmesinin temel şartı gerekli mevzuatların Anayasal ve yasal bazda düzenlenmesine bağlıdır.
Şekil:1’de görüldüğü üzere 50 m genişliğinde orman alanında kalan binaların yıkılarak ormana kazandırılmasının ekonomik anlamda rasyonel bir yaklaşım olduğunu iddia etmek uygun olmaz. Elbetteki bu binalar zamanında yapılırken yapımı engellenebilmiş olsaydı, bu durumlar ile karşılaşılmayacaktı. Yukarıda izah etmeye çalışıldığı gibi bilgisayar ve elektronik konusundaki bunca gelişmeye rağmen bu gün bile orman kadastro paftası ile arazi kadastro paftasını çakıştırmak kolaylıkla yapılabilen bir işlem değildir, Eski tarihlerdeki imkanlar ile bu tespitlerin yapılmasının zorluğu ortadadır. Ama imkansız değildir. Bu örneği vermemizin amacı orman alanı içerisinde kalan her türlü gayrimenkulü ve yapıları ekonomik anlamda rasyonel olmaması nedeni ile legalleştirmek değil, sadece fiili durumun ortaya konması ve bu duruma nasıl gelindiğininin açıklanmaya çalışılmasından ibarettir. Bugün itibarı ile eskiden yapılmış olan orman tahdit ve kadastro çalışmaları neticesinde kesinleşmiş orman kadastro alanlarının %25 ine yakın bir bölümü tapuya tescil edilmiştir. Ancak; Anayasamıza ve Kanunlarımıza göre orman kadastrosu kesinleşmiş yerler tapuya tescil edilsin yada edilmesin hukuken ormandır. Bu yerlere tecavüz edenlerin cezaları ağırlaştırılarak verilir. (Orman Kanunu Madde 93) Orman alanlarında kalan tapu kayıtlarının iptali konusunda Yargıya intikal eden dava sayısı çok fazladır. Kesinleşen orman alanlarının tam olarak belirlenmesinden sonra açılacak dava miktarının daha da artacağını tahmin etmek zor değildir.
6 – Orman olarak sınırlandırılan yerlerinde ayrıca ele alınması gerekmektedir. Bu konu diğer konuların anlaşılabilmesi bakımından hayati önem taşımaktadır. Aynı yerleşim yerinde dağlık taşlık alanlar orman olarak sınırlandırılmış olması nedeni ile tel örgü ile koruma altına alınmış iken, aynı yerde birinci sınıf tarım arazilerinin de yerleşime açıldığını görmekteyiz. Fethiye İlçesi Kaya köyünde eski yerleşim yeri bir dağın tepesinden eteğine kadar uzanmakta iken şu anki yerleşim tam ovanın içindedir. Harabe halindeki eski köy yerleşim alanı çok büyük olduğu içinde bulunan iki kilise ve okuldan anlaşılmaktadır. Eski yerleşim yeri deprem açısından da çok güvenli iken yeni yerleşim yeri deprem riskinin tam merkezi. Tatil beldesi olması nedeni ile bir çok kişinin bildiği yer diye bu örneği veriyorum ki Ülkemizin hemen her yerinde buna benzer örneklere rastlamak mümkün; Oysa toprağın: üretimi en uzun süren mataryellerden biri olduğunu biliyoruz. Ama nedense bu bilgiyi pek kullanmıyoruz. Bütün gelişmiş ülkelerde yerleşim yerleri jeolojik araştırmalar neticesinde ana kayaya en yakın yerde yapılırken ne hikmetse bizde ana kayaya en uzak yere alivyonel topraklara yani ovaya yapıyoruz. Bunun doğal sonuçlarını 17 Ağustos depreminde Adapazarı ve Kocaeli ovalarının sanayiye açılmasının sonuçlarını da görmüştük. Peki 17 Ağustos depreminden öğrendiğimiz ne? Öğrendiklerimiz kapsamında uygulamamız ne? Yerleşim yerlerimiz mi değişti? Hayır! Sabırla geç zamanda gelmesini diliyoruz ama depremi bekliyoruz. Bakalım bilim mi haklı çıkacak yoksa biz mi? Komedi gibi ama acı gerçek maalesef bu. Bu durumun en bariz görüldüğü iller Antalya, Adana, Mersin. Bu illerimiz Türkiyenin tarım konusundaki şah damarlarıdır. Buralarda yerleşimler nerede? Şah damarlarımızı kesersek bünye nasıl ayakta kalacak? Bu mantıkla gidersek artık yerli kayalara toprak çekerek domates yetiştirmeyi deneriz ki bu husus muz yetiştirme konusunda uygulanmaktadır..
7 – Orman olarak sınırlandırılan her yerde verimli orman yetiştirilebilir mi? Elbette orman alanlarından bir kısmını verimli bir kısmını verimsiz olarak basit ayrımla yok saymak düşüncesi ile hareket etmiyoruz. Ancak büyük kentlerin, sanayi alanlarının ve tarımsal faaliyet alanlarının bulunduğu yerlerde verimli olmadığı tespit edilen orman alanlarının mevzuatı hazırlanarak gerekirse yukarıda mevzuatı bulunan toplulaştırma kapsamında yerleşime, sanaiye ve tarım alanlarına açılması, yerleşime, sanaiye ve tarım alanına açılan orman alanının 3 katı alanında verimli orman yetiştirmek üzere orman alanına katılması veya tahsis edilmesi orman alanlarının artırılmasına katkı sağlar. Bu yaklaşımda Anayasamızın 169 uncu maddesi ile çelişmez diye düşünüyoruz. Zira orman alanlarının daraltılamazlığını ”geometrik olarak değil alansal olarak” düşünmek gerekir. Aksi takdirde verimli olmadığı bilinen üstünde ot yetiştirme olanağı dahi bulunmayan dağı taşı korumanın bu vesile ile de mümbit tarım alanlarının yasal yollar dışında işgal edilerek yerleşime sanayiye açılmasını orman sevgisi ile açıklamak sanırız akıllıca bir yaklaşım olmaz.
Özellikle Karadeniz Bölgesinde orman alanlarının çok parçalı hale geldiğini görüyoruz. Tabii ki orman alanlarının bu kadar çok parçalı hale gelmesi başta koruma faaliyetleri olmak üzere her türlü ormancılık faaliyetlerini olumsuz etkileyen unsurların başında gelmektedir. Bu gün dünyada otobanların yaban hayatını olumsuz etkilemesinden bahisle farklı yayınlarda farklı isimler olmasına rağmen genel olarak biyolojik köprü denilen yapıların kullanıldığını görüyoruz. Biyolojik çeşitliliğin ve bunun bütünlüğünün bu kadar önemli olduğu bilindiğine göre ormanların içerisinde kemirgen olarak yer alan mülkiyetlerin işi ne? Yapılacak mevzuat düzenlemesinde ormana katılacak her yer için ormandan alan çıkarmak gibi bir mantıkla hareket edilmesi de gerekmez. Bu yerlerin kamulaştırma çalışmalarında bedele tahvil edilerek Devlet tarafından satın alınması da sağlanabilir. Bu güzel ülkenin güzel insanları Devlet açısından yokluğun had safhada olduğu 1945 yılında 4785 sayılı Kanun ile gerçek ve tüzel kişiler ile köy tüzel kişiliği ve vakıflara ait ormanlık alanlarda bu işi yapmışlardır. Tabii anlatılan konularda işlem yapmak konu hakkında Yüce Meclis ile birlikte ”yetkin insanların bağımsız çalışma yapısında olmalarına bağlı olduğunu” burada ifade etmek gerekir. Zaten bunun aksine düşünmek ya da uygulamaya yön vermek doğrudan uygulayıcıyı ve bağlı olduğu kurumu yıpratmaktan öte geçemez.
Bu uygulamalar neticesinde orman idaresi vatandaşlara karşı tapu iptal davaları açarak yargıda yıllarca uğraşmak zorunda kalmayacaktır. Yargının yükü hafifleyecektir. Devletimiz; yurttaşının ormanda kalan tapu sorununun çözümünü Avrupa İnsan Hakları Mehkemesi aracılığı ile değil hukuki ve teknik zeminde oluşturma olanağına kavuşacaktır. Aslında kısmen ya da tamamen orman alanında kalan tapulu taşınmaz malikleri çoğu kere ormanda kalan kısmın alanının on katı yerin orman olarak alınmasına razı, ancak bunun hukuki dayanağı yok. Orman idaresi bu durumdaki parsellerin davalarını takip etmek, yargı kararlarını infaz etmek için harcayacağı mali kaynaklarını yukarıda belirtildiği gibi 1 e 3 oranında kazanacağı alanlarda ağaçlandırma yapsa sanırım ülkemiz için daha faydalı olacaktır.
Gerek tarım alanlarında yapılacak olan toplulaştırma çalışmasında gerekse kentsel alanlarda yapılacak olan imar çalışmalarında planlama konusunun sadece tarım arazileri ve arsalarla sınırlı olduğunu görmek ne yazık ki tam fonksiyonlu bir planlamaya olanak tanımamakta bu nedenle de görsel olarak geometrisi düzgün parseller üretilerek hedefin yakalandığı düşünülmektedir. Yapılan çalışmaların büyük resmin küçük detayları olduğunu kabul etmek gerekir.
Toplulaştırma konusunda yapılan bilimsel yayınlarda Avrupa’da bu çalışmaların 1800 lü yıllarda yapılmış olduğu ve yapılan çalışmaların hemen tamamında toplulaştırma çalışmalarında ne kadar çok veri dikkate alınırsa uygulama sonuçlarının o nedenli olumlu olacağına dair ittifak görüşü olduğu anlaşılmaktadır. Bu konu ile ilgili bir örnek verilmesi gerekir ise; bilimsel bir yayında sulamanın beton kanallarla yapıldığı bir toplulaştırma projesinde tarımsal verimde ilk zamanlarda artış olduğu, ancak zaman içerisinde verimin toplulaştırma öncesi durumun da altında bir seviyeye geldiği görülmüştür. Konu ile ilgili yapılan araştırmalardan doğal su arklarında yaşam bulan bazı canlıların beton kanallar nedeni ile yok olduğu ve doğal dengede yaşanan bu olumsuz gelişmenin sonuçta bazı türleri yok ederken bazı türlerin baskın hale gelmesinden kaynaklandığı tespit edilmiş ve beton kanaletler yerine kanal ve dere yataklarının ıslah edilmesinin en uygun yöntem olduğu tespit edilmiştir.
Sonuçta örnek konusu bir kanal ya da derede yaşayan bir ya da birkaç canlı türü olduğu anlaşılmaktadır. Acaba bir ya da bir kaç canlı türünün sonucu etkilediği toplulaştırma çalışmasında orman gibi devasa bir yapının planlamada dikkate alınmamasını neyle açıklayacağız.?
Düzenlemiş olduğumuz yazımızın başlığını hatırlayacak olursak ”ORMANLIK ALANLARDA LAFLAMANIN TAM ZAMANIDIR.”
İşte orman alanlarının toplulaştırma ve imar uygulamalarına dahil edilmesi konusunun yukarıda yazılı bilgiler ışığında bütüncül olarak değerlendirmek gereği bir zorunluluk haline gelmektedir.
Sonuç olarak;
1 – Ülkemizde orman ve arazi kadastro paftalarının büyük oranda yenilenmesine ihtiyaç vardır. Bu yenileme işi bir an evvel tamamlanmalı ve orman alanlarının tümü arazi kadastro paftaları üzerine aktarılarak tescilleri sağlanmalıdır.
2 – Etkin, verimli ve ekonomik tarım yapabilmek için bölünmüş tarım arazilerinde biran evvel toplulaştırma yapma zorunluluğu vardır, aynı şekilde etkin, verimli ve ekonomik ormancılık yapabilmek için orman alanlarının da toplulaştırılması gerekmektedir.
3 – Orman kadastrosunun zaman geçirmeden tamamlanması, kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş orman alanlarının bir an evvel tescil edilerek belirsizliğin ortadan kaldırılması, orman aleyhine gelişmelerin hızlı ve doğru tespit edilebilmesi, iyi niyetli kişilerin tapu siciline güvenerek yapmış oldukları işlemlerden dolayı mağdur olmaları gibi anlaşılması güç durumların önüne geçilmelidir.
4 – Bu çalışmaların arazi sınıflandırması esasında yapılarak, tarım yapılmasında fayda görülen yerde tarım, orman olmasında fayda görülen yerde orman, tarım ve ormana elverişli olmayan yerlerin de yerleşim ve sanaiye açılması sağlanmalıdır.
5 – Ormanların üzerinde bulunan bir sıkıntılı iş de “orman alanlarından vasıf değişikliği” neticesinde orman sınırları dışına çıkarılmış olan alanlardır. Son zamanlarda yazılı ve görsel basında 2/B alanları olarakta yer almaktadır. Ülkemizde kentleşmenin yoğun olarak hissedildiği 1950 li yıllardan itibaren sanaiye iş gücü olarak gelen ve planlı bir yerleşimin olmamasından ötürü Devlet arazilerine ve orman alanlarına yerleşen nüfusun, kırsal alanda da artan nüfusa yönelik olarak tarım alanlarında görülen ihtiyacın giderilmesi amacı ile yine Devletin arazilerinin ve ormanların tahrip edilerek tarım alanlarına dönüştürülmesinin ürünüdür. Özellikle 1960, 1970 li yıllarda sanayileşmenin getirdiği göçler sonucunda akdeniz, ege, marmara, batı orta ve doğu karadeniz ile iç ege bölgelerinde yoğun vaziyette orman alanlarında tahribatlar, yerleşimler ve tarım alanı olarak kullanılmak amacı ile açmalar görülmüştür.
Çalışma metodolojisi;
Orman alanlarının toplulaştırma çalışmasına dahil edilecek yerlerin tespiti siyasi ve idari yapıdan bağımsız akademisyenler, konuyla ilgili sivil toplum örgütlerince, mahalli birimlerce vatandaşlarında katılacağı çalışma gruplarınca… hazırlanacak bilimsel ve katılımcı raporlar kapsamında; öncelikle orman olarak muhafaza edilmesi gerekli olan yerlerin tespiti, akabinde toplulaştırma işlemine konu olabilecek yerlerin tespiti yapılmalıdır.
Bu tespit neticesinde belki de bir endemik tür kapsamında yerleşimin yasaklanması, sınırlandırılması bazı yerlerin orman sınırları içinde kalmasa dahi kamulaştırılması, buna karşın verimsiz orman alanlarının toplulaştırma çerçevesinde orman sınırları dışındaki bir taşınmaz gibi ele alınması bu kapsamda ele alınacak yere mukabil bu yerin alan olarak 3 katı büyüklükte yerin ormana katılması şeklinde uygulanmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.